Radyoaktif ışınlar & Tesla

Radyoaktif ışınlar keşfedildiğinde, araştırmacılar bunun atom enerjisinin dalga formunda serbest kalmasından kaynaklandığına inanıyordu. Nikola Tesla bu önceki bulguların ışığında imkansız olduğundan dış bir dalgalanma tarafından üretildikleri ve elektrik yüklü partiküllerden oluştukları sonucuna varmıştır.

tesla-ve-radioactive-ışınları

Onun teorisi basit ve akla yatkın görünmesine rağmen ciddiye alınmamıştır.

Duvara karşı ateş edildiğini varsayalım. Kurşunun çarptığı yer zedelenir ve vuruş noktasından dairesel olarak her yöne sıçrar. Bu örnekte uçuşan parçacıkların enerjisinin mermilerden kaynaklanabileceği son derece açıktır.

Ancak radyoaktiviteyi gösteren benzer bir kanıt elde edilememiş ve dolayısıyla ortamdaki bu olağanüstü dalgalanmanın varlığını deneysel olarak kanıtlamak Tesla için en önemli şey haline gelmiştir.

Tesla’nın bu uğraşlarında başarılı olması gecikmemiştir çünkü dalgalanmadan iyonize olmuş büyük hava kütlesinden akım elde etmekten, enerjisini kondansatörde depolamaktan ve gösterge elemanı kanalıyla boşaltmaktan oluşan etkin bir yöntem kullanıyordu.

Tesla’nın bu planı 1900-1905 yılları arasında onun makale ve patentlerinde anlattığı üzere kısıtlamaları ve ilk kullanılan elektroskobun şüphesini ortadan kaldırmıştı. Bilinen radyasyonların davranış biçimine dayanarak karara varıldığında yeni ışınların başlıca kaynağının güneş olması beklentisi mantıklıydı ancak bu varsayım bu konudaki bazı şaşırtıcı gerçekler ortaya çıkaran gözlemler ve teorik değerlendirmelerle çelişiyordu.

teslanın-radyoaktif-ışınları

Işık ve ısı ışınları ortamın yoğunluğuna belli bir oranda emilir. Eter tüm maddelerin en hafifi olmakla birlikte istisna değildir. Eterin yoğunluğu ilk kez Lord Kelvin tarafından hesaplanmıştır ve bulgularına uyumlu olarak saniyede 300bin km hızla giden ışık 1cm^2 alan ve uzunluktaki sütunu sütunu bir yılda kat ettiği dönemce kütlesel olarak 4.8 gr gibi bir ağırlığa tekabül eder. Bu aşağı yukarı aynı ölçüde ve 2 cm uzaklıktaki cam prizmanın bin kat daha uzun eter sütunu absorbe etmesi demektir ki bu da absorbe edilen ışığın 20 metre kadar uzunlukta camın absorbe edilmesi anlamına gelir.

Ancak binlerce ışık yılı uzaklıkta güneşler vardır ve açıktır ki, ışıkları fiilen dünyaya ulaşamaz. Ancak eğer bu güneşlerin ışınları ışıktan çok daha keskin yayılıyorsa nispeten daha soluk olacaklar ve dünyaya her yandan yağan radyasyonun toplam miktarı, dünyaya güneşimizin sağladığından çok daha fazla olacaktır. Eğer ışık ve ısı ışınları evreninki kadar keskin olsaydı, sürekli aydınlık o kadar şiddetli ve ısı o kadar kavurucu olurdu ki, bu gezegende ve diğerlerinde hayat var olamazdı.

Teslanın vakum tüpleri 10 milyon volt veya üzeri basınçta çalıştırıldıklarında evreninkine her açıdan benzer ışınlar elde edebiliyor ancak deneyle onaylanmasaydı bile 1897’de Teslanın geliştirdiği teori, fenomenin en basit ve en akla yatkın açıklamasını yapıyordu. Evren sonsuz ve ulaşılamaz sınırlarıyla akıl almaz boyutlarda ve güçte kusursuz bir vakum tüpü değil midir? Kızgın güneşleri, varoluşumuzun zayıf ve ilkel düzeneğinde uygulayabileceğimizin çok ötesinde boyutlarda elektrotlar değil midir?

Kozmik ışınların elektron olduğu veya yıldızlar arası çöllerde yeni madde oluşumunu sonucu oldukları öne sürülmüştür.

Bu görüşler bir anlığına bile ciddiye alınamayacak kadar hayal ürünüdür. Bunlar imkansız teorilerin, derin fakat akıl dışı düşünce çağının olağan uzantılarıdır ve bu tip teorilerin son örneği zamanın bükülmesiyle ilgili olanıdır.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 − three =

Loading…

0

Yorumlar

0 yorumlar

BellNexus-uber

CES 2019’da neler oldu?

tesla-roadster-mars-yolculugu-devam-ediyor

Tesla Roadster yolculuğu hala devam ediyor